top of page

ŞİVA'NIN KOZMİK DANSI: İLAHİ KURTULUŞ

Yazı: LİRİAN

1 - Dans, Dans Eden Tanrı ve İlahiyat

Biz insanlar dans ettiğimizde çok önemli bir şey yaşamaktayızdır: O da bedenlerimizin duyduğumuz müziğin ritmine içgüdüsel olarak uyum sağlamasıdır.

 

Müzik, çoğunlukla  bizi etkileyen (sevdiğimiz) müzik, içimizde bir şeyi uyandırır; artık hareket etmek zorundayızdır. Bu hareket, beynimizin var ettiği bilinçli bir davranış değil, çok daha derin bir şeydir. Sanki evrensel, hatta ilahi bir etki tarafından hareket ettirilmekteyizdir. O müzikle sergilediğimiz fiziksel çabada yeni bir varoluş biçimi fark etmeye başlarız. Biz artık dansa başlamadan önceki bizden farklıyızdır. Dans bizi bir şeylerden (bana sorarsanız korku ve/veya egodan) özgürleştirmiştir. Fark etmiyor olsak da (ki, fark ediyor da olabiliriz) bilinçli zihnimiz kenara çekilmiştir;  bedenin sınırlarını bir ölçüde de olsa aşmışızdır; varoluşun doğal hali içimizden akmaktadır.

 

Klasik Hint kültüründe dans sadece bir eğlence aracı değil, bedensel bir disiplindir. Bu disiplin,  ilahi olanla etkileşimin yoludur. Dans ederken dans ile dansçı bir olur, böylece bilinç bir çeşit transa girer, ruh ön plana çıkar ve birleşme yeniden(!) var olur.

Neden ilahi esine müzik, resim, şiir, heykel ya da başka bir sanat dalı ile değil dans ile varılmaktadır?

 

"Hindu American Foundation" için Hindu kültürü, edebiyat, şiir ve felsefe konulu yazılar Hintli yazar ve düşünür Swami Venkataraman bu soruya şöyle yanıt veriyor: "Bunun nedeni, dansın sanatçı olmadan kendi başına var olamayan tek sanat olmasıdır. Resimleri, heykelleri, şiiri gözlemleyip keyif alabilir, müziği dinleyebilirsiniz; ama dansçı o anda orada, görünür olmadıkça dans yoktur. Bu, Tanrı’nın tüm yaratılışta içkin olduğunu göstermenin güçlü bir yoludur."

Bence bu yorum gerçekleri ifade etmiyordur. Dansın en tanrısal ifadeyi aktarma aracı olarak seçilme nedeni, DANSIN İLAHİ ESİNİ EN FAZLA YANSITAN, tanrısal ifadeyi en yoğun aktarabilen sanat dalı olmasıdır. Herkes resim çizemez, heykel yapamaz, şarkı söyleyemez, müzik besteleyemez, şiir/hikaye/makale yazamaz… AMA HER İNSAN DANS EDEBİLİR. Müziğin ritmine göre SALLANMAK da dans etmek demektir. Bu sınırlı dans bile, eğer insanın içinden geliyorsa, eğer müziği hissedebilmişse, eğer bu "salanma" müziği yorumlama biçimi ise… ilahi esinle de yakınlaşmıştır.

 

Bu basit gerçeğin görülememe nedeni dansın ataerki tarafından -tıpkı yoga gibi- disipline edilmesidir. Çağdaş dans, özellikle Isadora Duncan ile, bu zincirleri adım-adın kırmaktadır.

 

Hindistan'da zaten ilahi olan daima sanatla bağlantılıdır. Hinduizm'de Tanrı ve sanat birbirine çok yakın kavramlardır. Sanatın her türü tanrısallıkla diğer birçok kavramdan daha yakın, daha iç içedir.

 

Hinduizm’de yaşamın amacı ise cennete gitmek değil, özgürlüğe (mokşa) ulaşmaktır. Bu da, alışık olduğumuz ego-kimliğin ötesinde, kendi gerçek doğamızı anlamak demektir. Biz batılılar buna "evrim" demekteyiz.

 

Buraya kadar dile getirdiğim tüm bilgiler Hinduizm'de tanrı Şiva'nın kimliğinde toplanır. İnanca göre dans etmeyi Şiva yaratmıştır, ilahi dansın efendisidir ve ona Nataraja, yani sanskritçe nata "dans", raja "efendi" (kral/yönetici) denir.

 

Dr. Maha Gingrich: "Şiva, kozmik uyumun ve ritmin kaynağıdır. Dansı, ölümlüleri gerçek bilgi ve kurtuluşa ulaşmak için egodan vazgeçme yoluna yönlendirmek içindir."

 

Sonuç olarak MAHADEVA (Maha “Büyük, yüce”, Deva  “Tanrı, ilah” yani "TANRILARIN TANRISI" olarak da isimlendirilen Şiva) bizlere şunu anlatmaya çalışmaktadır:  

Dans, evrenin sessiz dilidir. Her adımda bir yaratılış, her dönüşte bir yok oluş gizlidir. Ritm ile ruh sonsuzluğa dokunur. Dansçı ile dans bir olduğunda, ruh Tanrı’yla yeniden buluşur.

Sonraki bölüm: 2 - Şiva'nın Dört Dansı İle Evrenin Ritmi ve Kozmik Döngü

©2024 by Pagan Dancer Team 

bottom of page